Kayıtlar

Aralık, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sürdürülebilir Yaşam Tarzına Bizi İten ve Çeken Nedenler

Resim
  Sürdürülebilir Yaşam Tarzına Bizi İten ve Çeken Şeyler Mayıs ayından bu yana yazıyorum. Kimi zaman bir öfkeyle, kimi zaman bir umutla. Bazen içimi sıkan bir haberle, bazen toprağa dokunduğum bir anın ardından. Bugün durup şunu sordum kendime: Beni yazmaya iten şey ile yazmaya çeken şey aynı mı? Bu soruyu biraz daha genişlettim. Sürdürülebilir yaşam tarzına bizi iten nedenlerle, ona doğru çeken nedenler aynı mı? Değil. Ve bu fark, sandığımızdan çok daha belirleyici. İten: Krizin Dili Sürdürülebilirlik çoğu zaman bir “acil durum dili” ile anlatılıyor. İklim krizi Kuraklık Gıda güvensizliği Atık dağları Gelecek kaygısı Bunlar gerçek. Ve evet, bunlar insanı harekete itiyor . Ama iten şeylerin ortak bir özelliği var: Korkudan besleniyorlar. İten güç: Acele ettirir Kasar Suçluluk üretir “Bir şey yapmalısın” diye bağırır Bu yüzden pek çok insan sürdürülebilir yaşamla yorgun bir şekilde tanışıyor. Daha başlamadan tükenmiş hissediyor. Tı...

Bir Çöp Kutusundan Fazlası: Atıktan Yapılan Ahşap ile Yeni Alınan Plastik Arasında 6 Yıllık Bir Soru

Resim
  Bir Çöp Kutusundan Fazlası: Atıktan Yapılan Ahşap ile Yeni Alınan Plastik Arasında 6 Yıllık Bir Soru Bu fotoğrafa ilk bakışta iki çöp kutusu görünüyor. Ama biraz durup bakınca, aslında iki farklı dünya görüşü , iki farklı zaman algısı ve iki farklı sürdürülebilirlik yaklaşımı karşı karşıya duruyor. Soldaki çöp kutusu, evi ilk aldığımda inşaatçıların çevrede bıraktığı artık parke tahtalarından yapıldı. Plansızdı, kusursuz değildi, estetik kaygısı ikincildi. Ama 6 yıldır evde, görevini yapıyor. Sağdaki ise yeni. Plastik. Satın alınmış. Temiz, düzgün, standart. Soru şu: Hangisi gerçekten “daha sürdürülebilir”? 1. Başlangıç Noktası: Yeni Üretim mi, Mevcut Olanı Dönüştürmek mi? Sürdürülebilirlik analizine her zaman şu soruyla başlamak gerekir: Bu ürün var olmadan önce dünyaya ne oldu? Ahşap (artık parke) çöp kutusu Yeni bir hammadde çıkarılmadı. Yeni bir üretim hattı çalışmadı. Yeni bir taşıma, paketleme, depolama süreci gerekmedi. İnşaat artığı olarak atı...

Mutant İnsan Üzerine Bir Deneme

Resim
  Mutant İnsan Üzerine Bir Deneme Doğadan Kopuşun Anatomisi ve Geri Dönme İhtimali Bazı metinler vardır; okunduğu anda bilgi vermez, ayna tutar . Okur, metni anlamaktan çok kendini tanımaya zorlanır . Marlo Morgan’ın “mutant insan” anlatısı tam olarak böyledir. Burada “mutant”, biyolojik bir sapma değildir. Bir tür değil, bir yaşam biçimi dir. Ve bu yaşam biçimi, ilerlemenin her aşamasında, inanç sistemlerinin daha da gelişmesiyle, değer yargılarının yeniden düzenlenmesiyle, insanın doğayla olan bağını sessizce çözmüştür . I. Mutantın Bedeni: Konforla Daralan İnsan Metin, mutant insanı tanımlarken önce bedenden başlar. Mutantlar artık uzun süre açık havada yaşayamazlar. Yağmurun altında çıplak durmanın ne anlama geldiğini bilmeden, zamanlarını yapay olarak ısıtılmış ya da soğutulmuş yapılarda geçirirler. Dışarı çıktıklarında “normal sıcaklık” bile onlara zarar verir. Bu anlatı, konforun bir ilerleme değil, bir adaptasyon kaybı olduğunu ima eder. İnsan, doğaya u...

Ateşten Apartmana: Komşuluğun Sürdürülebilirlik Hikâyesi

Resim
  Ateşten Apartmana: Komşuluğun Sürdürülebilirlik Hikâyesi (Anadolu’dan Dünyaya Derin Bir Okuma) 1. Komşuluk Nedir? Modern dünyada komşuluk çoğu zaman yan yana yaşamak olarak tanımlanıyor. Oysa tarihsel olarak komşuluk, sadece mekânsal değil; enerji, kaynak, risk ve sorumluluk paylaşımıdır. Bu nedenle komşuluk, sürdürülebilir yaşamın en eski ama en az fark edilen kurumudur. 2. Anadolu’da Komşuluk: Ateş Etrafında Kurulan Hayat Ateş Komşuluğu Nedir? Anadolu’da “ateş komşusu”: Aynı ocağı kullanan, Ateşin sönmemesi için birbirine bakan, Isınmayı, pişirmeyi, hatta zamanı paylaşan insanlar demektir. Ateş: Enerjidir Emektir Yaşamın merkezidir Bir evin ateşi sönerse, o sadece soğuk değildir; hayattan düşmüştür . Bu yüzden ateş komşuluğu: Enerji verimliliğidir Kaynak paylaşımıdır Sosyal güvenliktir Bugünün diliyle söyleyelim: Ateş komşuluğu, fosil yakıt öncesi topluluk temelli enerji yönetimidir . Anadolu’da Komşuluğun Yazısız Kuralları ...

Kediler Gezegeni Kurtarabilir mi? Kedi Felsefesi Üzerinden Sürdürülebilir Yaşama Bakmak

Resim
  Kediler Gezegeni Kurtarabilir mi? Kedi Felsefesi Üzerinden Sürdürülebilir Yaşama Bakmak İnsan, doğayı “daha iyi” hâle getirmek isterken onu yormayı öğrendi. Kedi ise dünyayı düzeltmeye çalışmaz; dünyayla uyum içinde var olur . John Gray’in Kedi Felsefesi tam da burada durur: İnsanın kendini merkeze alan ilerleme mitine karşı, kedinin sessiz bilgeliğini koyar. 1. Kediler Gelecek İçin Yaşamaz Kedinin bir beş yıllık planı yoktur. Daha büyük bir ev, daha iyi bir mama, daha güvenli bir yarın için bugününü feda etmez. Sürdürülebilirlik literatüründe sıkça konuşulan bir sorun vardır: “Gelecek için bugünü tüketmek.” İnsan, geleceği kurtarmak adına bugünü sömürür. Kedi ise bugünü yaşayarak zaten geleceği tehdit etmez. Soru: Biz gezegeni mi kurtarmaya çalışıyoruz, yoksa onu kurtarma fikriyle tüketmeye mi devam ediyoruz? 2. Kediler İhtiyaç Kadar Alır Bir kedi tokken yemez. Depolamaz. “Ya sonra bulamazsam” paniği yoktur. Bu davranış, bugün yeniden keşfettiğimiz birçok ...

Haftada 15 Saat Çalışacaktık: Zamanın, Teknolojinin ve Tüketimin İhaneti

Resim
  Kazandığımız zaman nereye gitti? Bir zamanlar teknolojiye bir söz verdirdik: “Yükünüz hafifleyecek.” Daha az çalışacak, daha çok okuyacak, sevdiklerimizle daha çok oturacak, daha çok yürüyecek, daha çok bakacaktık. Keynes 1930’da, üretkenlik artınca insanın haftada 15 saat çalışabileceğini hayal etmişti. econ.yale.edu Bugün üretkenlik arttı… ama saatler azalmadı. Zamanımızın arttığı bir dünyada, “zamanım yok” cümlesi ortak dil oldu. Peki kazandığımız zaman nereye gitti? 1) Verimlilik kazancı “boş zaman” olmadı, “hedef” oldu Teknoloji bir işi hızlandırınca çoğu kez “dinlen” demiyor; “daha fazlasını yap” diyor. E-posta mektubu öldürdü, ama sessizliği getirmedi. Toplantıyı kısalttı, ama toplantı sayısını artırdı. Otomasyon yükü aldı, ama çıtayı yükseltti. Bu, ekonomide bilinen bir desen: verim artışı bazen toplam tüketimi düşürmez, artırır. Jevons paradoksu ve “geri tepme etkisi” bunun klasik anlatımıdır: daha verimli kullandıkça daha çok kullanma eğilimi. Vikipedi Zaman...

Yarış, Kazanmak ve Kaybetmek: Neden Hepimiz Aynı Oyunda Yoruluyoruz?

Resim
  **Bir Yarışı Kim Kazanır? Ve Neden Hepimiz Kaybetmiş Oluruz?** Bir koşu yarışı düşün. Başlangıç çizgisinde onlarca insan var. Aynı anda koşmaya başlıyorlar. Biri bitiş çizgisini ilk geçiyor ve alkışlar kopuyor. Kazanan belli. Peki ya diğerleri? Onlar gerçekten “kaybetti” mi? Eğer öyleyse şu soruyu sormak kaçınılmazdır: Oyunlar eğlenmek içindir. Peki bir kişinin kazandığı, geri kalan herkesin kaybettiği bir deneyimin nesi eğlencelidir? Yarışın Görünmeyen Kabulleri Bir yarış, yalnızca bir etkinlik değildir. Bir yarış, aynı zamanda bir dünya görüşü taşır. Yarış şunu varsayar: Aynı anda başlayanlar eşittir Herkes aynı şeyi ister Herkes aynı yoldan gitmelidir Ve en önemlisi: Herkes kazanamaz Bu varsayımlar o kadar erken yaşta öğretilir ki, çoğu zaman onları sorgulamayız bile. Çocuklar koşar, not alır, sıralanır. Gençler yarışır, elenir, seçilir. Yetişkinler performans gösterir, hedef tutturur, geride kalır. Ve bir noktadan sonra yarış, oyundan çıka...

Kırmadan Alabilir miydik?

Resim
  Kırmadan Alabilir miydik? Unuttuğumuz Bir Çocuk Oyunu Üzerinden Zor Sorular Çocukken bir ceviz vardı. Ve bir hedef: İçini kırmadan almak. Bu bir oyun muydu gerçekten? Yoksa yetişkin dünyasında tamamen unuttuğumuz bir ahlâk deneyi miydi? Bugün şu soruyu sorarak başlayalım: 1. Bir şeye ulaşmak için onu mutlaka kırmak zorunda mıyız? Toprağı sürerken, ormanı keserken, insanı eğitirken, zamanı planlarken, kendimizden beklenti kurarken… Neden ilk refleksimiz zorlamak ? Eğer bir ceviz içi kabuğu kırmadan çıkabiliyorsa, neden her sistemi parçalayarak çalıştırmaya alıştık? Bu gerçekten zorunluluk mu, yoksa sabırsızlığımızın bize uydurduğu bir gerekçe mi? 2. Hız mı bizi ilerletti, yoksa bizi kör mü etti? Kabuğu kırmadan ceviz çıkarmak zaman alır. Eller acır. Dikkat gerekir. Bazen olmaz. Peki biz ne yaptık? Zaman kazandık diye: Toprağı yorduk İnsanı yıprattık Doğayı hızlandırdık Kendimizi tükettik Şimdi dürüstçe soralım: Hızlandık ama nereye vardı...

Jeolojik Zaman ile Bildirim Zamanı Arasında: Taş ve Telefonun Bize Anlattıkları

Resim
  Jeolojik Zaman ile Bildirim Zamanı Arasında: Taş ve Telefonun Bize Anlattıkları Bazen bir karşılaştırma, insanın zihnini hiç beklemediği bir derinliğe götürür. Benim için bu, bir elimde bir taş, diğer elimde bir telefon tuttuğum o anda oldu. İkisi de benzer büyüklükteydi. İkisi de avuç içimi dolduruyordu. Ve ikisi de bana başka bir şey fısıldıyordu. Biri dünyanın hafızasıydı, diğeri insanlığın hızı. Bu iki nesneyi yan yana tuttuğumda anladım ki, sadece maddeleri değil, iki farklı zaman anlayışını karşılaştırıyordum: jeolojik zaman ve bildirim zamanı . 1. Jeolojik Zaman: Taşın Sessiz Dersleri Elimdeki taş, milyonlarca yılın bir özeti. Basıncın, sıcaklığın, suyun, rüzgârın ve dünyanın iç değişimlerinin bir hatırası. Taşın içinde acele yok. Korku yok. Yetişme telaşı yok. Başarı ölçütü yok. Taş sadece kendi döngüsünde var: oluşur, değişir, parçalanır, dönüşür. Bu sessizlik bana sürdürülebilir yaşamın en temel öğüdünü hatırlattı: Acele etmeyen şeyler daha uzun ya...