Kayıtlar

Sürdürülebilir zihinsel hareketlilik nedir?

Resim
  1. Zihinsel Hareketlilik Nedir? Zihinsel hareketlilik; bireyin bilgiler, değerler, deneyimler ve bakış açıları arasında akışkan biçimde hareket edebilme kapasitesidir. Ancak bu hareketlilik her zaman sağlıklı değildir. Sürekli içerik tüketmek Hızlı kararlar almak Anlık tepkilerle yön değiştirmek Bunlar hareket yaratır ama dönüşüm yaratmayabilir. Dohrnova Turrina açısından mesele şudur: Zihnin nereye, ne hızla ve ne bedelle hareket ettiği. 2. “Sürdürülebilir” Olan Ne Demektir? Doğada sürdürülebilirlik, bir sistemin kendini tüketmeden devam edebilmesi demektir. Zihin için de aynısı geçerlidir. Sürdürülemez zihinsel hareketlilik: Bilgi obezitesi Sürekli uyarılma hâli Tükenmişlik Yüzeysellik Değer erozyonu Sürdürülebilir zihinsel hareketlilik ise: Bilgiyi sindire sindire ilerlemek Öğrendiklerini davranışa dönüştürmek Kendi değerleriyle uyumlu düşünsel yolculuklar yapmak Zihni, doğa gibi döngüsel çalıştırmak 3. Dohrnova Turr...

Doğal Olan Her Şey Masum mu? Ceviz, Balıklar ve Ekosistemler

Resim
  Doğal Zehirler ve Ekosistemler: Doğa Kendini Nasıl Savunur, Biz Nasıl Yanılırız? Doğada “zehir” dediğimiz şey çoğu zaman kötücül değildir. Aksine, zehir; doğanın kendini koruma dili , hayatta kalma stratejisidir. Ama insan, bu dili yanlış okuduğunda ekosistemler zarar görür. Bir Dere, Bir Çuval ve İki Balık 12–13 yaşlarındaydım. Trabzon’un Akçaabat ile Çarşıbaşı ilçelerinin birleştiği yerde, Hıdırnebi Yaylası’ndan doğan derenin kenarında büyüyorduk. O dere sadece su taşımazdı; yaşam taşırdı. Bizden büyüklerin uyguladığı bir yöntem vardı: Yaş ceviz ve ceviz yaprakları toplanır, bir çuvalda ezilir, sonra derenin yukarısına bırakılırdı. Bir süre sonra balıklar su yüzeyine çıkardı. Merak ettim. Ben de denedim. Ama kısa süre sonra iki küçük balık, ters dönerek su yüzeyine çıktı. Küçüktüler. Henüz bir yaşını bile doldurmamışlardı. Öldüklerini fark ettiğimde içimde bir şey koptu. Geri göndermek istedim ama olmadı. O gün balıkçılığı değil, kolaycılığı bıraktım. Peki Ne Old...

1 Gram Kumu Silerken Dünyadan Neleri Götürüyoruz?

Resim
  1 Gram Kumu Yerden Silmek İçin Neleri Götürüyoruz? Masum bir temizlik anının arkasındaki petrol, su, insan emeği ve karbon hikâyesi Yerde 1 gram kum var. Avucuna alsan kaybolacak kadar az. Bir nefes alsan uçacak kadar hafif. Ama sen eğilip bir ıslak havlu alıyorsun. Ve o anda, sadece kumu değil; bir fabrikanın gölgesini, bir petrol kuyusunu, bir kamyon konvoyunu, bir insan emeği zincirini ve geleceğe bırakılmış bir yükü de yerden kaldırıyorsun. Bu yazı, o 1 gram kumun ardında sessizce götürdüklerimizi anlatıyor. 1. 1 Gram Kumun Doğaya Etkisi: Sıfıra Yakın Önce dürüst olalım. 1 gram kum: Doğal İnert Toksik değil Enerji istemez Mikroorganizmalara zarar vermez Zamanla toprağa karışır Yani doğanın gözünde problem değildir . Problem, bizim ona verdiğimiz cevaptır. 2. Islak Havlu: 1 Gram Kumu Temizlemek İçin Kurulan Endüstri Bir adet ıslak havlu ortalama olarak şunları içerir: 1–3 gram petrol türevi lif Kimyasal bağlayıcılar Koruyucu madde...

Gerçek Pamuk ve Yün Çorap Neden Bulunmuyor? Kış Çorabı Deneyimi

Resim
  Kış Çorabı Ararken: Ayağın Hatırladığı, Etiketin Unutturduğu Bugün birkaç mağaza gezdim. Niyetim basitti: tam pamuk bir çorap almak . Ama basit olan niyet, raflarda karşılığını bulamadı. “Pamuklu” yazanlara dokundum. Pamuk gibi değillerdi. “Yünlü” denilenleri elime aldım; ama yün hissi alamadım. Parmaklarımın tanıdığı şey başkaydı: polyester . Yumuşak ama cansız. Kaygan ama soğuk. Tenle konuşmayan bir doku. Kış Çorabı Nedir Aslında? Kış çorabı denince çoğu insanın zihninde şu canlanıyor: Kalın olsun Yumuşak olsun Ayağı sarsın Ama kış, yalnızca soğuk değildir. Kış: Nemdir Terlemedir Uzun süre ayakta kalmaktır Gerçek bir kış çorabının işi: Ayağı ısıtmak değil , dengelemektir Terletmeden sıcak tutmaktır Ayağı havasız bırakmamaktır Bunu da ancak gerçek lif yapabilir. Pamuk Neden Yok? Pamuk zor bulunan bir ürün değil. Bu topraklarda yetişiyor. İşlenmesi biliniyor. Ama raflarda yok. Çünkü pamuk: Esnek değildir Şekil tutma ...

“Görmediğimiz Acılar: Konfor, Tüketim ve Şefkat Arasında İnsan Olmak”

Resim
  Hiçbir Yaratık, Bunu Kendi Arzulamadıkça Acı Çekmemelidir Bu cümle bir slogan değil. Bir temenni hiç değil. Bir etik eşik tir. Ve insanı durdurur. Çünkü bu cümle şunu sorar: Bir başkasının acısı, kimin kararıyla meşru hale gelir? Modern dünyada bu soruyu nadiren sorarız. Çünkü konforlu bir alandayız. Ve konfor, acıyı görünmez kılar. Görmediğimiz Acılar Üzerine Kurulu Bir Konfor Bugün çoğumuz kimseye acı çektirmediğimizi düşünürüz. Çünkü bunu elimizle yapmayız. Et reyonda paketlidir. Ürün tek tıkla gelir. Atık gözden uzaktadır. Emek zincirin en dibindedir. Acı ise hep başka bir yerdedir. Görmediğimiz için de acı, kararlarımızın içine girmez. Böylece tüketim “masum” görünür. Oysa masumiyet çoğu zaman ahlaki değil, mesafesel bir durumdur. Acıya yeterince uzaktaysak, kendimizi temiz hissederiz. Tam da bu noktada şu ilke devreye girmelidir: Hiçbir yaratık, bunu kendi arzulamadıkça acı çekmemelidir. Bu ilke, “acı var mı?” diye sormaz yalnızca. Daha zorunu so...

Mimar Sinan’ın Ahşapları Neden Çürümüyor? | Ay Mührü, Zaman ve Sürdürülebilirlik

Resim
  Mimar Sinan’ın Ahşapları Neden Çürümüyor? Ay Mühründen Sürdürülebilirliğin Unutulan Zaman Bilgeliğine Bir yapı düşünün. Yüzlerce yıl ayakta. Yağmur görmüş, rüzgâr yemiş, deprem yaşamış. İçindeki ahşap hâlâ sağlam. Sonra bir soru beliriyor: “Mimar Sinan’ın yaptığı eserlerde ahşaplar neden çürümüyor?” Halk arasında verilen cevap tanıdık: “Çünkü ağaçları ay yokken kestirmiş.” Bu cevap ne tamamen doğru ne de tamamen yanlış. Ama asıl tehlike şurada: Bu cümle, bizi gerçeğe yaklaştırmak yerine, ondan uzaklaştırıyor. Ay yokken kesilen ağaç: Bilgi mi, sembol mü? Ay meselesi, bugün çoğu zaman mistik bir efsane gibi anlatılıyor. Oysa bu ifade, geçmişte bir doğa takvimi ydi. Saat yoktu. Sensör yoktu. Nem ölçer, laboratuvar, rapor yoktu. İnsanlar: Ayı izliyordu Mevsimi okuyordu Toprağın sesini dinliyordu “Ay yokken kesmek” demek aslında şuydu: Kışın Don varken Ağaç uykudayken Özsu minimumdayken kesmek. Ay burada neden değil, işaretti . Bi...

Hurdalıkta Öğrenmek: Rüzgârı Dizginleyen Çocuk, Onarım Kültürü ve Sürdürülebilir Eğitim

Resim
  Hurdalıkta Büyüyen Umut: Rüzgârı Dizginleyen Çocuk ve Kırık Dünyayı Onarma Cesareti Rüzgârı Dizginleyen Çocuk filminde çocuğun hurdalıkta vakit geçirdiği sahneler ilk anda “yoksunluk” hissi uyandırır. Oysa biraz daha yakından bakınca, hurdalığın filmde yalnızca bir mekân değil; bir öğrenme biçimi , hatta bir tür etik uyanış alanı olduğu görülür. Hurdalık, modern dünyanın “işe yaramaz” diye damgaladığı şeylerin toplandığı yer değildir sadece. Aynı zamanda şunu fısıldayan bir ekosistemdir: “Atık yoktur; yanlış yerde duran kaynak vardır.” Ve bir çocuk bu cümleyi erken yaşta duyduğunda, hayat boyunca taşıyacağı bir kas gelişir: onarım kası . 1) Nesne Okuryazarlığı: Etiket Kopunca Gerçek Başlar Hurdalıkta her şeyin kimliği bulanıktır. Ürün kutusu yoktur. Reklam dili yoktur. “Yeni” olmanın büyüsü yoktur. Geriye yalnızca malzeme ve işlev kalır. Bu, çocuğa çok temel bir beceri kazandırır: nesne okuryazarlığı . “Bu ne?” sorusu kısa sürede “ Nasıl çalışıyor? ”a evrilir. Çoc...

Duvardaki Çivi

Resim
  Duvardaki Çivi Duvardaki çivi. Dört saattir aklımda dolaşan çivi. Köyümdeki, çocukluğumdaki, hayallerimin asıldığı çivi. Anılarımı birer birer tutan nöbetçi çiviler… Tahtını dübel–vida ikilisine kaptırmış olsa da çok büyük bir neslin görünmez yardımcısı. Kışın sobanın arkasına saklanarak çökeleği kurutan çivi. Kar yağışından sonra ıslanan kıl çorapların karını eritip kurutan çivi. Ey gidi… Bazen bir bebek salıncağının ayaklarına dönüşen çivi. Annemin, babamın ve rahmetli Thomson’ın {Tomson (Mustafa KISAKOL) ; Çarşıbaşı-Yeniköy'de yaşamış, köylünün evini,ahırını,mereğini, ağaçları ormandan kesip-elle biçip inşa eden bir Usta'dır, ve pek çok işini de boğaz tokluğuna yapmıştır} — Thomson gibi nice eli keser tutan ustanın— kestane ağacına girmemekte direnenlere tükürdüğü çivi. Ahahaha! Bazıları da vardır ki seyyardır. Örümcekle paylaşılan, duvardaki genişlemiş yuvasından ara sıra çıkarılıp kulak karıştırılan çivi. Bazen de bir iple sarılıp boğulan çivi. Gü...

Karanlıkta Yürüyen Çocuklar ve Aydınlıkta Kaybolan Adımlar

Resim
  I. BÖLÜM Karanlıkta Öğrenilen Yol (Trabzon–Akçaabat, 1990’lar) Sokak lambası yoktu. Ama yol vardı. Ay ışığı bazen yeterdi, bazen yetmezdi. Çoğu zaman da hiç yoktu. Çıra yakardık; çıra, karanlığı tamamen yok etmezdi ama yolu okumaya izin verirdi. Yollar düz değildi. Virajlıydı, eğimliydi, daralıp genişlerdi. Standart değildi; kaldırım gibi tek tip değildi. Her adım, bir öncekinin kopyası olamazdı. Taş vardı: Sivri taş vardı → basarsan canın yanardı. Yosunlu taş vardı → basarsan kayardın. Gevşek toprak vardı → basarsan ayağın boşa düşerdi. Ama asıl mesele zemin değildi. Asıl mesele rastgele adım atma şansının olmamasıydı . Adım atmadan önce: Ayağının altını, Önündeki yolu, Arkandakini, Ayağının içindeki kayganlığı düşünmek zorundaydın. Kara lastik… Çoğu zaman çorapsız. Ya terden ya yağmurdan ıslanmış. Ayağın içerde bile kayabiliyordu. Yani tehlike sadece dışarıda değildi. Bazen risk, ayağının içindeydi . Bir dalı eğip geçerken arkandak...