Kızılderili Öğretisinin Derin Mesajı: Doğadan Öğrenmeyi Unutan İnsan


 

Doğa Biliyor, İnsan Unutuyor: Bir Kızılderili Öğretisinin Sürdürülebilir Yaşam İçin Fısıldadıkları

Bir atın su içtiği yerden su içmek...

İlk bakışta romantik bir doğa öğüdü gibi görünüyor. Ancak biraz durup düşününce bu sözlerin aslında bir yaşam felsefesi, bir eğitim modeli ve hatta bir sürdürülebilirlik manifestosu olduğu fark ediliyor.

Modern insan olarak elimizde sayısız sensör, uydu, laboratuvar ve veri sistemi var. Buna rağmen temiz suyu, sağlıklı toprağı, güvenli gıdayı ve huzurlu yaşamı bulmakta zorlanıyoruz. Çünkü belki de çok temel bir şeyi kaybettik:

Doğayı okumayı.

Bu kısa öğretide anlatılanların tamamı, insanın kendisini doğanın efendisi değil, öğrencisi olarak konumlandırdığı bir dünya görüşüne dayanıyor.


Doğa Bir Kitaptır; Hayvanlar Onun Dipnotlarıdır

Öğreti şöyle başlıyor:

"Bir atın susuzluğunu giderdiği yerden su iç."

Buradaki mesaj yalnızca suyun temizliği değildir.

At, milyonlarca yıllık evrimin süzgecinden geçmiş içgüdüsel bir algıya sahiptir. Zehirli, kirli ya da yaşamı tehdit eden kaynaklardan uzak durur.

Benzer şekilde;

  • Kedinin yattığı yer
  • Kuşun yuva yaptığı bölge
  • Köstebeğin kazdığı toprak
  • Yılanın güneşlendiği alan

birer ekolojik gösterge olarak görülür.

Günümüzde bilim buna biyogösterge (bioindicator) adını veriyor.

Bir bölgede belirli canlıların bulunması, toprağın, suyun veya ekosistemin sağlığı hakkında bilgi verir.

Aslında bu öğreti, bilimsel cihazlardan önce insanların kullandığı doğal gözlem sistemini anlatıyor.

Dohrnova Turrina'nın savunduğu biyotaklit yaklaşımında da aynı ilke vardır:

Doğa yalnızca korunacak bir şey değildir; aynı zamanda öğrenilecek bir öğretmendir.


Bilgelik ile Veri Arasındaki Köprü

Modern insan çoğu zaman yalnızca ölçülebilen bilgiye güvenir.

Fakat bu metin bize başka bir şeyi hatırlatıyor:

Her bilgi sayılarla başlamaz.

Bir çiftçinin toprağın kokusundan yağmuru tahmin etmesi...

Bir çobanın hayvan davranışlarından hava değişimini anlaması...

Bir balıkçının denizin renginden akıntıyı sezmesi...

Bunların hepsi deneyimden doğmuş bilgidir.

Bugün sürdürülebilirlik çalışmalarında giderek daha fazla önem kazanan yerel ve geleneksel bilgi sistemleri tam da bu nedenle değerlidir.

Çünkü bazı bilgiler laboratuvarda değil, yaşamın içinde oluşur.


Kuyunun Yerini Kuşlar Söylüyorsa

Öğretide dikkat çekici bir ifade vardır:

"Sıcak günlerde kuşların yuva yaptığı yere kuyu kaz."

Burada sembolik bir derinlik bulunuyor.

Kuşlar yalnızca yuva kurmaz; yaşam için en uygun alanları seçer.

Suya erişim, güvenlik, iklim koşulları ve besin kaynakları bu seçimde rol oynar.

Bugün şehir planlamacılarının, mimarların ve ekolojik tasarımcıların yeniden keşfetmeye çalıştığı şey budur:

Doğanın zaten test ettiği çözümleri görmek.

İnsan çoğu zaman doğayı düzeltmeye çalışır.

Oysa doğa milyarlarca yıldır çalışan bir sistemdir.

Belki de önce onu dinlemek gerekir.


Horozlarla Uyumak Ne Demektir?

İlk bakışta nostaljik görünen bir diğer öğüt:

"Horozlarla beraber uyu ve uyan."

Bu yalnızca erken kalkmak anlamına gelmez.

Burada anlatılan şey biyolojik ritimdir.

Güneş doğarken uyanan ve karanlıkla birlikte dinlenen canlılar, milyonlarca yıllık bir döngü içinde evrimleşmiştir.

Bugün ise insanlar:

  • Gece yarılarına kadar ekran ışığına maruz kalıyor,
  • Uyku düzenini bozuyor,
  • Sirkadiyen ritmini kaybediyor,
  • Sonra da enerji eksikliğinin nedenini arıyor.

Belki sorun üretkenlik eksikliği değildir.

Belki sorun, doğanın ritminden kopmuş olmaktır.


Güçlü Bacaklar ve Dayanıklı Kalpler

Metinde geçen şu ifade oldukça dikkat çekicidir:

"Daha çok yeşillik ye ki bir hayvandaki gibi güçlü bacaklara ve dayanıklı bir kalbe sahip olabilesin."

Buradaki vurgu yalnızca beslenmeye değil, yaşam tarzına yöneliktir.

Doğadaki canlılar hareket eder.

Arar.

Keşfeder.

Uyum sağlar.

İnsan ise tarihte ilk kez hareketsizliği normalleştirmiş durumda.

Asansörler, araçlar, ekranlar ve koltuklar arasında geçen bir yaşam, bedeni doğanın beklediği hareket miktarından uzaklaştırıyor.

Bu nedenle sürdürülebilir yaşam yalnızca çevreyi korumak değildir.

Aynı zamanda bedenle yeniden ilişki kurmaktır.


Balık Gibi Hissetmek

Öğreti şöyle devam ediyor:

"Daha çok yüzmeye git ki dünyada kendini bir balığın denizde hissettiği gibi hissedebilesin."

Ne kadar ilginç bir ifade...

Balık suyu düşünmez.

Çünkü su onun evidir.

İnsan ise çoğu zaman kendi yaşam ortamına yabancılaşmıştır.

Beton bloklar arasında gökyüzünü görmeden yaşayan milyonlarca insan bulunuyor.

Doğayla temas azaldıkça;

  • kaygı artıyor,
  • dikkat azalıyor,
  • stres yükseliyor.

Doğa temelli eğitim yaklaşımlarının giderek önem kazanmasının nedeni de budur.

Çünkü insan doğadan uzaklaştığında yalnız çevresini değil, kendisini de kaybetmeye başlar.


Gökyüzüne Daha Çok Bakmak

Belki de metnin en güçlü cümlelerinden biri şudur:

"Daha sık gökyüzüne bak, daha az ayaklara."

Bu ifade yalnızca fiziksel bir eylem değildir.

Bir bakış açısıdır.

Günümüz insanı sürekli aşağıya bakıyor:

  • Telefona,
  • Faturalara,
  • Görevlere,
  • Bildirimlere,
  • Sorunlara.

Gökyüzüne bakmak ise perspektif kazanmak demektir.

Bir ağacın yaşını,
bir bulutun yolculuğunu,
bir yıldızın ışığını düşündüğünüzde günlük kaygılar farklı görünmeye başlar.

Sürdürülebilirlik de aslında budur:

Bugünü yaşarken geleceği görebilmek.


Sessizlik: Unutulan Öğretmen

Metnin sonu son derece güçlüdür:

"Konuşmak yerine daha çok sessiz kal."

Modern dünyanın en büyük paradokslarından biri şudur:

Hiç olmadığı kadar çok konuşuyoruz.

Ama belki de hiç olmadığı kadar az dinliyoruz.

Sosyal medya,
haber akışları,
bildirimler,
reklamlar,
sürekli bir gürültü üretiyor.

Sessizlik ise yalnızca sesin yokluğu değildir.

Sessizlik;

  • gözlem yapabilme,
  • düşünebilme,
  • hissedebilme,
  • anlam kurabilme alanıdır.

Doğadaki en önemli derslerin çoğu sessizlik içinde öğrenilir.


Asıl Mesaj: Doğayı Taklit Etmek Değil, Doğayla Yeniden İlişki Kurmak

Bu öğreti atlardan, kedilerden, kuşlardan veya balıklardan bahsetmiyor aslında.

İnsandan bahsediyor.

Modern insanın kaybettiği duyarlılıktan...

Doğayla kurduğu ilişkinin zayıflamasından...

Ve yeniden öğrenmesi gereken şeylerden...

Belki sürdürülebilirlik yalnızca geri dönüşüm kutularından, karbon hesaplarından veya enerji verimliliğinden ibaret değildir.

Belki sürdürülebilirlik, önce şu soruyla başlar:

Son olarak ne zaman bir ağacı öğretmen, bir kuşu rehber ve sessizliği bilgi kaynağı olarak gördünüz?

Çünkü doğa hâlâ konuşuyor.

Sorun şu:

Biz hâlâ dinliyor muyuz?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Probiyotik Tüketiyoruz, Ama Pestisitler Ne Diyor?

Bilim, Dogma Olabilir mi?

Arıların Sessiz Çığlığı: Cep Telefonu Radyasyonu ve Sürdürülebilir Yaşamın Görünmeyen Tehlikesi