İhtiyacından Fazlasını Paylaşmak: Gıda İsrafı, Tüketim Psikolojisi ve Garot Yasası
İhtiyacından Fazlasını Paylaşmak
Bir Yasa, Bir Soru ve İnsan Olmanın İnce Çizgisi
Bir süpermarketin arka kapısını düşün.
Raflardan indirilmiş ama hâlâ yenilebilir ekmekler, meyveler, sebzeler…
Uzun yıllar boyunca bu kapının ardında gıdalar çamaşır suyu dökülerek yok edildi. Çünkü paylaşmak, düzeni bozuyordu.
2016’da Fransa bu kapıyı kapattı.
Ve yeni bir kapı açtı.
Guillaume Garot’nun öncülüğünde çıkan yasa, süpermarketlere şunu söyledi:
“İhtiyacından fazlasını atamazsın. Paylaşmak zorundasın.”
Bu bir yardım yasası değildi.
Bu bir etik hatırlatmaydı.
Açlık neden bitmiyor?
Çünkü açlık çoğu zaman gıda yokluğundan değil,
fazlalığın yanlış yerde birikmesinden doğar.
Dünya bugün herkesi doyurabilecek kadar gıda üretiyor.
Ama aynı dünya, ürettiğinin yaklaşık üçte birini çöpe atıyor.
Bu bir tarım krizi değil.
Bu bir karar krizi.
Fransa’nın yaptığı şey tam olarak şuydu:
Gıdayı “ticari mal” olmaktan çıkarıp kamusal sorumluluk haline getirmek.
Peki insanlar neden ihtiyacından fazlasını alır?
Bu soru, market raflarından çok daha derin bir yere uzanır.
İnsanlar çoğu zaman:
- Aç oldukları için değil,
- Eksik hissettikleri için alırlar.
Modern tüketim kültürü bize şunu fısıldar:
“Yetmiyorsun. Biraz daha almalısın.”
Bu yüzden:
- Dolaplar dolar, içimiz boş kalır.
- Stok yaparız, ama güven duygusu artmaz.
- Sahip oldukça rahatlayacağımızı sanırız, ama endişe büyür.
İhtiyacından fazlasını almak, çoğu zaman gelecek korkusunun bugüne yığılmasıdır.
Fazlalık neden paylaşılmaz?
Çünkü paylaşmak, yüzleşmeyi gerektirir.
Paylaşmak şunu kabul etmektir:
- Benim fazlam var,
- Başkasının eksiği…
Bu da şu rahatsız edici soruyu doğurur:
“Bu sistemde ben neredeyim?”
İşte bu yüzden bazı sistemler fazlayı yok etmeyi, paylaşmaktan daha güvenli bulur.
Çünkü paylaşım, adaleti görünür kılar.
Fransa yasası tam da bunu yaptı:
Görünmezliği bozdu.
İhtiyacından fazlasını paylaşmak bir erdem mi?
Hayır.
Daha fazlası: bir sorumluluk.
Doğada hiçbir canlı:
- İhtiyacından fazlasını biriktirmez,
- Biriktirdiğini çürümeye terk etmez,
- Başkasının yaşam alanını tüketerek “güvende” hissetmez.
İnsan bunu yapıyorsa, mesele doğa değil; öğrenilmiş korkulardır.
Asıl soru şu
İhtiyacından fazlasını paylaşmak güzel bir davranış mı?
Yoksa…
İhtiyacından fazlasını almamak mı asıl devrim?
Fransa bunu yasayla hatırlattı.
Ama asıl dönüşüm, rafların önünde değil; zihinde başlıyor.
Kendine sorman için
Bir dahaki alışverişte dur ve sor:
- Bunu gerçekten kullanacak mıyım?
- Yoksa bir boşluğu mu dolduruyorum?
- Elimdeki fazlalık, kimin ihtiyacı olabilir?
Çünkü dünya, daha cömert insanlara değil;
neye gerçekten ihtiyacı olduğunu bilen insanlara muhtaç.

Yorumlar
Yorum Gönder