Kırmadan Alabilir miydik?

 

Kırmadan Alabilir miydik?

Unuttuğumuz Bir Çocuk Oyunu Üzerinden Zor Sorular

Çocukken bir ceviz vardı.
Ve bir hedef:
İçini kırmadan almak.

Bu bir oyun muydu gerçekten?
Yoksa yetişkin dünyasında tamamen unuttuğumuz bir ahlâk deneyi miydi?

Bugün şu soruyu sorarak başlayalım:

1. Bir şeye ulaşmak için onu mutlaka kırmak zorunda mıyız?

Toprağı sürerken,
ormanı keserken,
insanı eğitirken,
zamanı planlarken,
kendimizden beklenti kurarken…

Neden ilk refleksimiz zorlamak?

Eğer bir ceviz içi kabuğu kırmadan çıkabiliyorsa,
neden her sistemi parçalayarak çalıştırmaya alıştık?

Bu gerçekten zorunluluk mu,
yoksa sabırsızlığımızın bize uydurduğu bir gerekçe mi?


2. Hız mı bizi ilerletti, yoksa bizi kör mü etti?

Kabuğu kırmadan ceviz çıkarmak zaman alır.
Eller acır.
Dikkat gerekir.
Bazen olmaz.

Peki biz ne yaptık?

Zaman kazandık diye:

  • Toprağı yorduk

  • İnsanı yıprattık

  • Doğayı hızlandırdık

  • Kendimizi tükettik

Şimdi dürüstçe soralım:

Hızlandık ama nereye vardık?

Gerçekten kazandık mı,
yoksa sadece daha erken mi yorulduk?


3. “Verim” dediğimiz şey tam olarak neyin verimi?

Daha çok ürün mü?
Daha çok çıktı mı?
Daha çok başarı mı?

Peki:

  • Toprağın verimi düştüğünde

  • İnsan tükendiğinde

  • Sistem çökünce

  • Çocuklar kaygıyla büyüdüğünde

Bu verim kimin işine yaradı?

Belki de yanlış soruyu soruyorduk:

Ne kadar aldık?
yerine
Ne kadar zarar vermeden alabildik?
diye sormalıydık.


4. Kırmadan alamamak bir beceri eksikliği mi, yoksa bir kültür meselesi mi?

Çocuk bunu öğrenebiliyorsa,
neden yetişkin öğrenemiyor?

Demek ki sorun yetenekte değil.

O halde soralım:

  • Hangi eğitim sistemi sabrı öğretiyor?

  • Hangi ekonomi “az ama yeter” diyor?

  • Hangi teknoloji nazik davranmayı ödüllendiriyor?

Yoksa biz,
kırmayı normal,
onarmayı zahmet,
beklemeyi zayıflık mı ilan ettik?


5. Bugün kimi ya da neyi kırıyoruz, farkında mıyız?

Şu an, tam bu anda:

  • Daha iyi yaşamak için doğayı mı kırıyoruz?

  • Daha başarılı olmak için kendimizi mi?

  • Daha düzenli olsun diye çocukları mı?

  • Daha güvenli olsun diye ilişkileri mi?

Ve en zor soru:

Kırdığımız şeylerin yerine yenisi gerçekten geliyor mu?

Yoksa bazı kırıklar,
sessizce birikiyor mu?


6. Ya mesele almak değilse?

Belki de çocukken bizi mutlu eden şey
ceviz içi değildi.

Belki mutluluk şuradaydı:

  • Yapıyı anlamakta

  • Sınırı hissetmekte

  • Gücü değil dikkati kullanmakta

O zaman sormamız gereken soru şu olabilir:

Biz ne zaman “almak” ile “anlamak” arasındaki farkı kaybettik?


Son Bir Soru (Kaçışı Yok)

Eğer bugün dünyayı kurtarmaktan söz ediyorsak,
önce şunu yanıtlamamız gerekmiyor mu?

Biz hâlâ kırmadan almayı bilen insanlar mıyız,
yoksa kırmadan alamadığımız her şeyi
“feda edilebilir” ilan eden bir tür mü olduk?

Belki sürdürülebilirlik yeni bir teknoloji değildir.
Belki eski bir çocuk oyunudur.

Ve belki de mesele şu kadar basittir — ve bu yüzden bu kadar zordur:

Elinle tut.
Bekle.
Anla.
Kırma.

Kırmadan Almak Neyi Öğretiyordu?

İlerledikçe Sürdürülebilirliği Ruhumuzdan mı Söküp Attık?

Çocukken oynanan bazı oyunlar vardır.
Kimse öğretmez.
Kimse “bunun adı budur” demez.
Ama insanın içine bir şey bırakır.

Cevizi kırmadan içinden çıkarmaya çalışmak bunlardan biridir.

Bugün durup şu soruyu sormak zorundayız:

Bu oyun bize ne öğretiyordu da biz onu büyüdükçe gereksiz saydık?


Kırmadan Almak Aslında Şunları Öğretiyordu

Bu bir beceri oyunu değildi yalnızca.
Bu, insanın dünya ile ilişki kurma biçimiydi.

Kırmadan almak şunları öğretirdi:

  • Sınır bilinci
    Her kabuğun bir dayanma eşiği vardır.

  • Sabır
    Hızlanınca sonuç gelmez, zarar gelir.

  • Yapıyı okuma
    Zorlamak yerine anlamak gerekir.

  • Geri dönüşsüzlüğün farkı
    Kırılan kabuk geri gelmez.

  • Gücün değil dikkatin üstünlüğü
    Sertlik değil hassasiyet işe yarar.

Bunların hiçbiri sözle öğretilmezdi.
Elde, parmakta, bekleyişte öğrenilirdi.

Ve işte tam burada kritik bir soru ortaya çıkıyor.


Sürdürülebilirlik Bilgiyle mi Öğrenilir, Deneyimle mi?

Bugün sürdürülebilirliği nasıl öğretiyoruz?

  • Kavramlarla

  • Grafiklerle

  • Sertifikalarla

  • Etiketlerle

  • Uyarılarla

Ama çocukken biz sürdürülebilirliği hissederek öğreniyorduk.

Cevizi kırarsan bir daha deneme şansın yoktu.
Bu, geri dönüşü olmayan bir dersti.

Şimdi soralım:

Makinenin ayırdığı ceviz içiyle büyüyen bir çocuk,
geri dönüşsüzlüğü nerede öğreniyor?


İnsanoğlu Geliştikçe Ne Oldu?

Teknoloji ilerledi.
Kolaylık arttı.
Zahmet azaldı.

  • Kabuk yok

  • Bekleme yok

  • Hata payı yok

  • Düşünme yok

Market rafında iç ceviz var.
Ama süreç yok.

İşte tehlikeli kırılma noktası burada.

Çünkü sürdürülebilirlik:

  • Son üründe değil

  • Hikâyede değil

  • Etikette değil

Süreçte öğrenilir.

Ve biz süreçleri ortadan kaldırdıkça şu soru kaçınılmaz oluyor:

İnsanın doğayla kurduğu öğretici temasları
konforumuz uğruna budadık mı?


Bir Şeyi Kırmadan Almanın Öğretmediği Tek Şey: Hız

Kırmadan almak:

  • Yavaşlatır

  • Oyalatır

  • Sinirlendirir

  • Başarısızlığa açık bırakır

Modern dünya tam da bu yüzden bunu sevmez.

Çünkü hız:

  • Sorgulamayı engeller

  • Vicdanı geride bırakır

  • Zararı görünmez kılar

Şimdi kendimize şunu sormalıyız:

Biz sürdürülebilirliği gerçekten mi kaybettik,
yoksa onu öğreten bütün küçük deneyimleri mi hayatımızdan çıkardık?


Ruh Neden Unutur?

İnsan ruhu kavramlarla değil, temasla öğrenir.

  • Toprağa değmeyen el

  • Kabuğu hissetmeyen parmak

  • Beklemeyen zihin

Sürdürülebilirliği “doğru olan” olarak bilir
ama yaşamaz.

Ve yaşanmayan bilgi, ahlâk üretmez.

Bu yüzden belki de asıl soru şudur:

Biz doğayı mı kaybettik,
yoksa doğanın bizi eğittiği küçük anları mı?


Son ve Rahatsız Edici Soru

Eğer çocukken kırmadan almayı öğrenmiş bir insan,
büyüyünce her şeyi kırarak almaya başlıyorsa…

Sorun çocukta değildir.

Sorun, ilerlemeyi öğretirken
insan ruhunun öğrenme yollarını kapatan sistemdedir.

Belki sürdürülebilirlik yeni bir keşif değildir.
Belki sadece şunu hatırlamaktır:

Bir şeyi alırken,
ona ne öğrettirdiğimizi değil
bizim ondan ne öğrendiğimizi sormayı.

Ve belki de en tehlikeli ilerleme şudur:

İnsanı, öğrenmeden alan bir varlığa dönüştüren ilerleme.


 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bilim, Dogma Olabilir mi?

Probiyotik Tüketiyoruz, Ama Pestisitler Ne Diyor?

İnsanlığın Evrimi ve Yeni Eşik: Yapay Zeka Çağında Sürdürülebilirlik Arayışı