Haftada 15 Saat Çalışacaktık: Zamanın, Teknolojinin ve Tüketimin İhaneti
Kazandığımız zaman nereye gitti?
Bir zamanlar teknolojiye bir söz verdirdik: “Yükünüz hafifleyecek.”
Daha az çalışacak, daha çok okuyacak, sevdiklerimizle daha çok oturacak, daha çok yürüyecek, daha çok bakacaktık.
Keynes 1930’da, üretkenlik artınca insanın haftada 15 saat çalışabileceğini hayal etmişti. econ.yale.edu
Bugün üretkenlik arttı… ama saatler azalmadı. Zamanımızın arttığı bir dünyada, “zamanım yok” cümlesi ortak dil oldu.
Peki kazandığımız zaman nereye gitti?
1) Verimlilik kazancı “boş zaman” olmadı, “hedef” oldu
Teknoloji bir işi hızlandırınca çoğu kez “dinlen” demiyor; “daha fazlasını yap” diyor.
E-posta mektubu öldürdü, ama sessizliği getirmedi. Toplantıyı kısalttı, ama toplantı sayısını artırdı. Otomasyon yükü aldı, ama çıtayı yükseltti.
Bu, ekonomide bilinen bir desen: verim artışı bazen toplam tüketimi düşürmez, artırır. Jevons paradoksu ve “geri tepme etkisi” bunun klasik anlatımıdır: daha verimli kullandıkça daha çok kullanma eğilimi. Vikipedi
Zaman da aynı şeye uğradı: “tasarruf” ettik; sonra onu daha fazla işe, daha fazla hedefe, daha fazla koşturmaya geri yatırdık.
2) Zamanımız çalınmadı; “dikkatimiz” parçalandı
Her şeyin en kıt kaynağı artık petrol değil: dikkat.
Herbert A. Simon’ın yıllar önce söylediği gibi, bilgi zenginliği dikkat yoksulluğu yaratır. oxfordreference.com
Bugün gün, bildirimlerle parçalara ayrılıyor: 3 dakika, 40 saniye, 2 dakika…
Bu yüzden saatlerimiz var ama “derin zamanımız” yok.
Bir de çıplak gerçek: Dünya genelinde internet kullanımı devasa; 2025 raporları, milyarlarca insanın çevrimiçi olduğunu gösteriyor. DataReportal – Global Digital Insights
Zamanın büyük kısmı da ekranların içine sızıyor: “bir bakayım” diye başlayıp, fark etmeden “bir gün daha” diye biten bir akış.
3) Tüketim artık bir iş: seçmek, kıyaslamak, güncellemek, taşımak
Eskiden eşyalarımız vardı.
Şimdi eşyalarımızın ekosistemi var: uygulaması, şarjı, aboneliği, güncellemesi, kılıfı, koruması, yedeği…
Çoğu insan fark etmiyor: modern tüketim “satın almakla” bitmiyor; sürdürmekle başlıyor.
Kazandığımız zamanı, satın aldıklarımızı yönetmeye harcıyoruz.
4) Boş zaman “ayıp” ilan edildi
Bir başka sızıntı da kültürel:
Dinlenmek bile performans ölçüsüne dönüştü. “Kaliteli zaman” dediğimiz şey, bazen “kanıtlanabilir zaman” demek oluyor.
Oysa insanın ruhu, her an üretim bandında kalamaz.
Doğada hiçbir canlı, sürekli verim hedefiyle yaşamaz. Mevsimler bile durur. Toprak dinlenir.
5) En derindeki kayıp: Zaman değil, ritim
Zamanı geri almak, yalnızca takvimi boşaltmak değildir.
Ritmi geri almaktır:
-
hız yerine akış
-
bildirim yerine dikkat
-
tüketim yerine temas
-
daha fazla yerine yeterli
Sürdürülebilir yaşamla bağlantı: Zaman da bir kaynak
Sürdürülebilirlik yalnız “karbon” meselesi değil; kaynak yönetimi meselesidir.
Zaman da bir kaynaktır: sınırlıdır, yenilenmesi zordur, yanlış kullanımda ekosistemi (aileyi, bedeni, topluluğu) çökertir.
Bu yüzden sürdürülebilir yaşam, görünmeyen bir 15R alanını büyütür:
Reddet (Refuse): Zamanını yiyen “gerekli gibi görünen” meşguliyetleri reddet.
Azalt (Reduce): Seçenek, eşya, ekran, bildirim… azalt.
Yeniden düşün (Rethink): “Hız = başarı” denklemine itiraz et.
Onar (Repair): Dikkatini onar; bölünmüş zihin tamir ister.
Yeniden kullan (Reuse): Eski ritüelleri geri getir: yürüyüş, kitap, sohbet, sessizlik.
Saygı & Sorumluluk: Zamanı kendine, ailene, doğaya karşı bir sorumluluk olarak ele al.
Daha az tükettiğinde sadece para değil, zaman kazanırsın.
Daha az ekran, daha az eşya, daha az “yetişme” baskısı… doğrudan daha çok hayat demektir.
Kapanış: Sert soruyu tekrar bırakıyorum
“Zamanın gerçekten yok mu… yoksa zamanını satıp yerine ‘meşguliyet’ satın almayı sen mi seçtin?”
Eğer bu soru can yakıyorsa, iyi: çünkü bazen iyileşme, can yakan yerin yerini bilmekle başlar.

Yorumlar
Yorum Gönder