Mutant İnsan Üzerine Bir Deneme
Mutant İnsan Üzerine Bir Deneme
Doğadan Kopuşun Anatomisi ve Geri Dönme İhtimali
Bazı metinler vardır; okunduğu anda bilgi vermez, ayna tutar.
Okur, metni anlamaktan çok kendini tanımaya zorlanır.
Marlo Morgan’ın “mutant insan” anlatısı tam olarak böyledir.
Burada “mutant”, biyolojik bir sapma değildir.
Bir tür değil, bir yaşam biçimidir.
Ve bu yaşam biçimi, ilerlemenin her aşamasında,
inanç sistemlerinin daha da gelişmesiyle,
değer yargılarının yeniden düzenlenmesiyle,
insanın doğayla olan bağını sessizce çözmüştür.
I. Mutantın Bedeni: Konforla Daralan İnsan
Metin, mutant insanı tanımlarken önce bedenden başlar.
Mutantlar artık uzun süre açık havada yaşayamazlar.
Yağmurun altında çıplak durmanın ne anlama geldiğini bilmeden,
zamanlarını yapay olarak ısıtılmış ya da soğutulmuş yapılarda geçirirler.
Dışarı çıktıklarında “normal sıcaklık” bile onlara zarar verir.
Bu anlatı, konforun bir ilerleme değil,
bir adaptasyon kaybı olduğunu ima eder.
İnsan, doğaya uyum sağladıkça güçlenmez;
doğayı kendine uydurdukça kırılganlaşır.
Bu kırılganlık, sadece fizyolojik değildir.
Aynı zamanda psikolojiktir, kültüreldir, varoluşsaldır.
II. Sindirim Sistemi Çöken Bir Tür
Metin daha da sertleşir:
Mutantların iyi bir sindirim sistemleri yoktur.
Yiyeceklerini toz haline getirir, saklar, doğal besinlerden uzaklaşırlar.
Temel gıdalara ve havadaki polenlere karşı alerjiler geliştirirler.
Hatta zamanla, annelerinin sütünü bile sindiremez hale gelen bebekler doğar.
Bu anlatı, modern beslenmenin eleştirisi değildir yalnızca.
Bu, insanın doğayı tanıma kapasitesini yitirmesinin anlatısıdır.
Sindirim, sadece mideyle ilgili değildir.
Sindirim, dünyayı kabul etme biçimidir.
İnsan dünyayı sindiremez hale geldiğinde,
dünyadan korunmaya başlar.
III. Zamanı Ölçen Ama Döngüyü Kaybeden İnsan
Mutantlar zamanı ölçerler.
Ama zamanın ne olduğunu bilmezler.
Bugün vardır.
Takvim vardır.
Saat vardır.
Ama yarın yoktur.
Bu yüzden mutantlar,
yarının önemini anlayamazlar.
Gelecek kuşaklar, onların kararlarında yer almaz.
Bu, sürdürülebilirliğin neden “anlaşılamadığını” açıklar.
Sorun bilgi eksikliği değil, zaman algısının bozulmasıdır.
IV. Korkunun Yokluğu Değil, Duyarlılığın Kaybı
Metin, mutantların korkuyu tanıdığını ama bu korkunun onları özgürleştirmediğini söyler.
Aksine:
Mutantlar büyük korkaklardır.
Çünkü korku, artık bir uyarı değildir;
bir yönetim aracıdır.
Güvenlik, kontrol, ceza ve düzen,
hayatın yerine geçmiştir.
Ve insan, tehlikeyi aştığı için değil,
tehlikeyi hissedemediği için korkmaz hale gelmiştir.
Bu, cesaret değildir.
Bu, duygusal körlüktür.
V. Ölümü Bilen Ama Yaşamayan İnsan
İkinci metin burada daha derine iner.
Mutantlar ölümü bilirler.
Ama ölü olduklarını bilmezler.
Bu cümle, metnin kalbidir.
Ölümle barışık olmayan bir kültür,
hayatı yüzeysel yaşar.
Ölüm bastırıldıkça,
hayat niceliğe indirgenir:
kaç yıl, kaç eşya, kaç deneyim.
Bu yüzden mutantlar yaşarlar,
ama yaşadıklarını sanırlar.
VI. Geri Dönme Arzusunun Bastırılması
Metnin en sarsıcı sorularından biri şudur:
Bu dünyaya gelmeye nasıl karar veriyorsun,
hangi kurallar seni geri dönmekten alıkoyuyor?
Bu soru metafizik değildir.
Bu, modern insanın gündelik trajedisidir.
İnsan, yanlış bir sistemde olduğunu hisseder.
Ama geri dönemez.
Çünkü ona sürekli şunu söylerler:
-
çok geç,
-
imkânsız,
-
geri dönüş yok.
Oysa doğada geri dönüş yoktur diye bir şey yoktur.
Döngü vardır.
VII. Büyük Şehirlerin Büyük Şöleni
Metin, şehirleri büyük şölenlerle anlatır.
Ama bu şölenler yaşamı kutlamaz.
Bu şölenler:
-
yorgunluğu bastırır,
-
boşluğu örter,
-
anlam eksikliğini gürültüyle doldurur.
Toprak yorgundur.
İnsan yorgundur.
Çocuklar yorgundur.
Ama şölen devam eder.
VIII. “Seni Seviyoruz” Diyen Ama Gitmene İzin Vermeyen Dünya
Belki de en acı cümle şudur:
“Seni seviyoruz” derler,
ama geri dönmene izin vermezler.
Modern toplum, bireyi sever gibi yapar.
Ama sistem dışına çıkan bireyi yalnız bırakır.
Yavaşlayan,
az tüketen,
geri dönen insan
tehlikelidir.
Çünkü o, mümkün olduğunu gösterir.
Sonuç Yerine: Mutant Bir Tür Değil, Bir Askıya Alma Halidir
Bu metinler şunu söylemez:
“İnsan kötüdür.”
Şunu söyler:
İnsan, insanlığını askıya almıştır.
Ve her askıya alma,
bir gün indirilmek zorundadır.
Okura Bırakılan Son Soru
Eğer içinden bir ses
“geri dönmek istiyorum” diyorsa…
Gerçekten geç mi kaldın,
yoksa sana geç kaldığını söyleyen bir dünyada mı yaşıyorsun?

Yorumlar
Yorum Gönder