Roma Sirki’nden Stadyuma, Stadyumdan Ekrana: Düşünmenin Sessizce Geri Çekilişi
Roma Sirki’nden Stadyuma, Stadyumdan Ekrana: Düşünmenin Sessizce Geri Çekilişi
Roma İmparatorluğu çökerken kimse bunun farkında değildi. Arenalar doluydu, tribünler coşkuluydu, halk eğleniyordu. İmparatorluk yıkılmadan önce değil, insanlar düşünmeyi bıraktığında çöktü. Çünkü Roma’da bir ilke vardı: Panem et circenses — ekmek ve sirk. Karnı doyan ve eğlenen bir halk, soru sormazdı.Yüzyıllar sonra Bill Cooper’ın spor ve eğlence sektörünü Roma Sirki’ne benzetmesi, bir benzetmeden çok daha fazlasıdır. Bu, insan zihninin tarih boyunca nasıl oyalandığını anlatan bir sürekliliğin adıdır.
Bugün gladyatörler yok.
Ama stadyumlar var.
Arenalar yok.
Ama ekranlar var.
Ve alkış hiç kesilmiyor.
Eğlence: Masum Bir Ara mı, Sistematik Bir Tasarım mı?
Eğlence çoğu zaman masum gösterilir. “İnsanların kafa dağıtmaya ihtiyacı var” denir. Bu cümle doğrudur; ama eksiktir. Asıl soru şudur: İnsanlar neden bu kadar çok dağılmak zorunda?
Roma Sirki bir molaydı ama zamanla merkeze dönüştü. Modern dünyada ise eğlence:
-
Günün sonunda değil, günün tamamında
-
Arada değil, sürekli
-
Seçerek değil, otomatik olarak
karşımıza çıkar.
Bu noktada eğlence bir ihtiyaç değil, bir mimari haline gelir. Dikkat mimarisi.
Duygusal Yoğunluk, Bilişsel Yorgunluk
Bir spor müsabakasını düşünelim.
Kazanan takım → coşku
Kaybeden takım → öfke
Tartışma → adrenalin
Aidiyet → dopamin
Beyin yoğun bir duygusal trafik yaşar. Ancak bu trafik düşünce üretmez; enerji tüketir.
Roma’da insanlar arenadan yorgun çıkardı.
Bugün insanlar ekran başından yorgun kalkıyor.
Yorgun bir zihin:
-
Karmaşık sorunları kavrayamaz
-
Uzun vadeli düşünemez
-
Sistem eleştirisi yapamaz
Bu yüzden eğlence, doğrudan sansür uygulamadan düşünceyi devre dışı bırakmanın en etkili yoludur.
Kimliğin Dışarıya Taşınması
Roma halkı gladyatörlerle özdeşleşirdi. Onların zaferi, halkın zaferiydi. Bugün ise insanlar:
-
Takımla
-
Dizi karakteriyle
-
Ünlüyle
-
Fenomenle
özdeşleşiyor.
Bu noktada tehlikeli bir kırılma yaşanır:
İnsan kendi hayatının öznesi olmaktan çıkar, başkalarının hikâyesinin seyircisi olur.
“Ben kimim?” sorusu yerini şu soruya bırakır:
“Biz kazandık mı?”
Bu soru, bireysel düşüncenin değil, kolektif uyuşmanın sorusudur.
Sahte Katılım Yanılsaması
Eğlence insana katılım hissi verir:
-
Yorum yaptım
-
Paylaştım
-
Tepki verdim
-
Taraftar oldum
Ama bu katılım:
-
Karar üretmez
-
Sorumluluk doğurmaz
-
Dönüşüm yaratmaz
Roma halkı da böyleydi. Arenadaydılar ama imparatorluk kararlarının hiçbirinde yoktular. Bugün de milyonlar ekran başında; ama dünyanın gidişatında söz sahibi değiller.
Zaman: En Sessiz Kayıp
Bu noktada kaçınılmaz bir soru belirir:
Kazandığımız zaman nereye gitti?
Teknolojiyle hızlandık. Eğlenceyle rahatladık. Ama düşünmeye ayıracak kesintisiz zamanımız kalmadı. Çünkü modern eğlence:
-
30 saniyelik parçalar
-
Sonsuz kaydırma
-
Bir içerik daha
üzerine kurulu.
Düşünmek ise süreklilik ister. Sessizlik ister. Sıkıntıya tahammül ister.
Roma Sirki insanın zamanını alıyordu.
Bugünün eğlencesi insanın hayat ritmini alıyor.
Sorun Spor Değil, Ölçüsüzlük
Burada kritik bir ayrım yapmak gerekir. Sorun spor, oyun ya da eğlence değildir. İnsan, oyun oynayan bir varlıktır. Sorun:
-
Eğlencenin merkezileşmesi
-
Sürekli uyarana maruz kalma
-
Dikkatin bilinçli olarak yönlendirilmesi
Eğlence hayatın içindeki bir renkken sorun değildir. Hayatın kendisi haline geldiğinde ise düşüncenin yerini alır.
Sonuç: Alkışlar Arasında Kaybolan Soru
Roma çökerken insanlar eğleniyordu.
Bugün de dünya ciddi bir eşikteyken, ekranlar dolu.
Asıl soru artık şudur:
Eğlendiğimiz için mi düşünemiyoruz,
yoksa düşünmeyelim diye mi bu kadar eğlendiriliyoruz?
Bu soruyu sormak, alkışı bir anlığına durdurmayı gerektirir.
Ve belki de asıl dönüşüm, tam o sessizlikte başlar.

Yorumlar
Yorum Gönder