Karanlıkta Yürüyen Çocuklar ve Aydınlıkta Kaybolan Adımlar

 

I. BÖLÜM

Karanlıkta Öğrenilen Yol (Trabzon–Akçaabat, 1990’lar)

Sokak lambası yoktu.
Ama yol vardı.

Ay ışığı bazen yeterdi, bazen yetmezdi. Çoğu zaman da hiç yoktu.
Çıra yakardık; çıra, karanlığı tamamen yok etmezdi ama yolu okumaya izin verirdi.

Yollar düz değildi.
Virajlıydı, eğimliydi, daralıp genişlerdi.
Standart değildi; kaldırım gibi tek tip değildi.
Her adım, bir öncekinin kopyası olamazdı.

Taş vardı:

  • Sivri taş vardı → basarsan canın yanardı.

  • Yosunlu taş vardı → basarsan kayardın.

  • Gevşek toprak vardı → basarsan ayağın boşa düşerdi.

Ama asıl mesele zemin değildi.
Asıl mesele rastgele adım atma şansının olmamasıydı.

Adım atmadan önce:

  • Ayağının altını,

  • Önündeki yolu,

  • Arkandakini,

  • Ayağının içindeki kayganlığı düşünmek zorundaydın.

Kara lastik…
Çoğu zaman çorapsız.
Ya terden ya yağmurdan ıslanmış.
Ayağın içerde bile kayabiliyordu.

Yani tehlike sadece dışarıda değildi.
Bazen risk, ayağının içindeydi.

Bir dalı eğip geçerken arkandakini düşünmezsen, bıraktığın dal geri fırlar; arkandakinin yüzüne çarpar.
Burada öğrenilen şey sadece dikkat değildi.
Sorumluluktu.

Bu yürüyüşlerde kimse “şimdi öğreniyoruz” demezdi.
Ama beden öğrenirdi.
Zihin öğrenirdi.
Duygu öğrenirdi.

Ve en önemlisi şunu öğrenirdik:
Adım atmadan önce düşünmek, hayatta kalmanın şartıdır.


II. BÖLÜM

Bugünün Yolları: Düz, Aydınlık, Risksiz

Şimdi çocukların yürüdüğü yollar:

  • Düz

  • Aydınlık

  • Kaymaz

  • Standart

  • Önceden düzenlenmiş

Ebeveyn etkisi var:

  • “Düşme.”

  • “Koşma.”

  • “Orası tehlikeli.”

  • “Ben tutayım.”

Okul etkisi var:

  • Riskten arındırılmış bahçeler

  • Aynı boyda merdivenler

  • Aynı genişlikte yollar

Eğitim anlayışı var:

  • Hata yapma

  • Yanlış işaretleme

  • Doğruyu bul

Çocuk bugün yürürken yolu okumak zorunda değil.
Yol onun adına okunmuş durumda.

Ve bu çocuklardan sınıfta şunu bekliyoruz:

  • “Adım adım çöz.”

  • “Eldeki 1’i unutma.”

  • “İşlemi sırayla yap.”

  • “Atlama.”

Burada bir kopukluk var.

Çünkü bu çocuk:

  • Ayağını nereye basacağını düşünmeden yürümeye alışmış,

  • Riskin dışarıdan kaldırıldığı bir dünyada büyümüş,

  • Hatanın bedensel karşılığını hiç yaşamamış.

Sonra biz ondan soyut bir kâğıt üzerinde:

  • Süreç farkındalığı,

  • Hata kontrolü,

  • Önce–sonra ilişkisi,

  • Sorumluluk bilinci bekliyoruz.

Karanlıkta yürümek süreç merkezliydi.
Test çözmek sonuç merkezli.

Karanlık yol:

  • “Bu adım güvenli mi?” diye sordurur.

Test:

  • “Doğru cevabı buldum mu?” diye sordurur.

Karanlıkta hata öğreticidir.
Testte hata elenme sebebidir.


III. BÖLÜM

Okura Bırakılan Yol

Bu yazının sonunda:

  • Bir çözüm,

  • Bir yöntem,

  • Bir doğru cevap olmayacak.

Sadece sorular olacak.
Çünkü bazı şeyler cevapla değil, adımla anlaşılır.

Şu sorularla kalalım:

  • Çocuğun yürüdüğü yol hiç hata yapmasına izin vermiyorsa, düşünmeyi nerede öğrenecek?

  • Riskin tamamen kaldırıldığı bir dünyada, risk okumayı kim öğretecek?

  • “Adım adım çöz” dediğimizde, çocuğun bedeninde adım deneyimi var mı?

  • Eldeki “1” neden tutulması gereken bir yük olsun ki, hiç düşmemiş bir çocuk için?

  • Biz çocukları gerçekten koruyor muyuz, yoksa hayatı onların yerine mi yaşıyoruz?

  • Eğer yollar hep düzse, zihin neden viraj almayı öğrensin?

Ve belki en zor soru:

Çocukların düştüğü bir dünyayı mı istiyoruz,
yoksa hiç düşmeyip düşünemeyen bir dünyayı mı?

Bu yazı burada bitmiyor.
Sadece bir yerde duruyor.

Tıpkı karanlıkta yürürken,
bir sonraki adımı atmadan önce durup baktığımız gibi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bilim, Dogma Olabilir mi?

Probiyotik Tüketiyoruz, Ama Pestisitler Ne Diyor?

İnsanlığın Evrimi ve Yeni Eşik: Yapay Zeka Çağında Sürdürülebilirlik Arayışı