Değiştiremediklerini Kabul Etmek: Stoa, İslam ve Sürdürülebilirlik Perspektifi
Değiştiremeyeceklerini Kabul Etmek, Değiştirebileceklerini Seçmek
Stoa, İslam ve Sürdürülebilirlik Arasında Bir Sağduyu Manifestosu
“Tanrım, bana değiştiremeyeceğim şeyleri kabul etme gücü,
değiştirebileceğim şeyleri değiştirme cesareti
ve bu ikisi arasındaki farkı anlayabilme sağduyusu ver.”
(Bir Çift Yürek’ten alıntı)
Bu cümle bir dua gibi görünür;
ama aslında bir yaşam algoritmasıdır.
İnsanın neye gücünün yettiğini, neye yetmediğini ve en önemlisi bu ikisi arasındaki sınırı nasıl okuyacağını anlatır.
Stoa felsefesinde aklın disipliniyle, İslam düşüncesinde kader ve irade dengesiyle, sürdürülebilirlikte ise gezegenle kurulan etik ilişkiyle aynı merkezde buluşur: ayırt edebilme bilgeliği.
1. Stoa Felsefesi: Kontrol Alanını Tanımayan İnsan Yorulur
Stoacılar insan mutluluğunu dış koşullarda değil, kontrol alanını doğru tanımlamada arar.
Epiktetos’un meşhur ayrımı nettir:
-
Kontrolümüzde olanlar: düşüncelerimiz, niyetlerimiz, tutumlarımız
-
Kontrolümüzde olmayanlar: doğa, başkaları, hastalık, ölüm, kaderin akışı
İşte bu dua, Stoacı erdemlerin kısa bir özeti gibidir:
-
Kabul → Kontrol edemediklerine direnmemek
-
Cesaret → Kontrol edebildiklerinden kaçmamak
-
Sağduyu (Phronesis) → Bu ikisini ayırt edebilmek
Stoacılara göre insanın asıl hatası şudur:
Değiştiremeyeceği şeyleri zorla değiştirmeye çalışır,
değiştirebileceği şeyleri ise erteler.
Bu yüzden yorulur, öfkelenir ve hayattan kopar.
2. İslam Felsefesi: Tevekkül ile Sorumluluk Arasında İnce Çizgi
İslam düşüncesi bu meseleyi kader ve cüz’i irade dengesiyle ele alır.
Kur’an’daki temel ilke açıktır:
“Allah bir toplumu, onlar kendilerinde olanı değiştirmedikçe değiştirmez.”
(Ra’d, 11)
Bu ayet, duanın ikinci kısmıyla doğrudan örtüşür:
Değiştirebileceğin şeyler senin sorumluluğundur.
Ama aynı zamanda:
-
Nerede doğduğun
-
Kimin çocuğu olduğun
-
Hangi çağda yaşadığın
senin seçimin değildir.
Burada da duanın ilk kısmı devreye girer: rıza ve tevekkül.
İslam felsefesinde olgun insan:
-
Tedbir alır
-
Sebeplere sarılır
-
Ama sonucu mutlaklaştırmaz
Ne pasif kadercilik vardır burada,
ne de her şeyi kendi gücüyle çözebileceğini sanan kibir.
İkisi arasındaki farkı anlayabilmek ise hikmettir.
3. Sürdürülebilirlik: Gezegenle İlişkide Sağduyu Krizi
Bu dua, sürdürülebilirlik bağlamında okunduğunda neredeyse bir etik pusulaya dönüşür.
Değiştiremeyeceklerimiz
-
Fizik yasaları
-
Ekosistemlerin sınırları
-
Doğanın geri dönüş süreleri
-
Termodinamik gerçekler
Bunları inkâr eden her sistem, er ya da geç çöker.
Değiştirebileceklerimiz
-
Tüketim alışkanlıklarımız
-
Enerji tercihlerimiz
-
Eğitim anlayışımız
-
Çocuklara aktardığımız değerler
-
“Normal” dediğimiz yaşam tarzı
Burada “ben küçüğüm, ne değişir” demek;
Stoacı, İslami ve etik açıdan aynı anlama gelir: sorumluluktan kaçış.
En Zor Olan: Ayırt Etmek
Bugün sürdürülebilirlik krizi, bilgi eksikliğinden çok ayırt edememe krizidir.
-
Teknoloji her şeyi çözer mi? → Hayır
-
Bireysel çaba anlamsız mı? → Hayır
-
Sistem mi, birey mi? → İkisi birlikte
Sağduyu;
ne doğaya meydan okumak,
ne de hiçbir şey yapmadan kabullenmektir.
Sağduyu, nerede direneceğini, nerede uyumlanacağını bilmektir.
Sonuç: Ayrım Bilgeliği Olmadan Dönüşüm Olmaz
Stoa, İslam ve sürdürülebilirlik bu cümlede tek bir noktada buluşur:
İnsan gücünü doğru yere harcadığında erdemlidir.
-
Stoacı için bu: ruhun dinginliği
-
Müslüman için bu: emanet bilinci
-
Sürdürülebilirlik için bu: gezegenle uyum
Belki de bugün ihtiyacımız olan şey:
-
Daha fazla bilgi değil
-
Daha fazla öfke değil
-
Daha fazla teknoloji de değil
Daha fazla sağduyu.
Ve belki de bu dua, modern insana şunu fısıldıyor:
Her şeyi değiştirmeye çalışma.
Ama değiştirebileceğin hiçbir şeyden de kaçma.


Yorumlar
Yorum Gönder