Duvardaki Çivi
Duvardaki Çivi
Duvardaki çivi.
Dört saattir aklımda dolaşan çivi.
Köyümdeki, çocukluğumdaki,
hayallerimin
asıldığı çivi.
Tahtını dübel–vida ikilisine kaptırmış olsa da
çok büyük bir neslin görünmez yardımcısı.
Kışın sobanın arkasına saklanarak çökeleği kurutan çivi.
Kar yağışından sonra ıslanan kıl çorapların
karını eritip kurutan çivi.
Ey gidi…
Bazen bir bebek salıncağının ayaklarına dönüşen çivi.
Annemin, babamın
ve rahmetli Thomson’ın {Tomson (Mustafa KISAKOL) ; Çarşıbaşı-Yeniköy'de yaşamış, köylünün evini,ahırını,mereğini, ağaçları ormandan kesip-elle biçip inşa eden bir Usta'dır, ve pek çok işini de boğaz tokluğuna yapmıştır} —
Thomson gibi nice eli keser tutan ustanın—
kestane ağacına girmemekte direnenlere
tükürdüğü çivi.
Ahahaha!
Bazıları da vardır ki seyyardır.
Örümcekle paylaşılan,
duvardaki genişlemiş yuvasından ara sıra çıkarılıp
kulak karıştırılan çivi.
Bazen de bir iple sarılıp boğulan çivi.
Günümüzün lüks, krom kaplı askılıklarının olmadığı
zaman ve mekânlarda
her türlü kıyafetin yükünü çeken çivi.
Acil durumlarda duvara elveda edip
bir tahtayı dik tutma görevi verilen çivi.
Ucunda fabrika hatası olduğundan
tahtaya girerken yamulup
küfürleri yutan çivi.
Bütün bunlarla sınırlı kalmayıp
bin bir türlü amaçla kullanılan çivi.
Bazen yükü taşıyamayıp yuvasından çıkan çivi—
ama bu çivinin suçu değil,
tutunduğu yuvanın malzemesi zayıf.
Sessiz bir gecede,
medeniyetten uzak, karanlıkta,
sobanın alevlerinin dansına eşlik eden
kopyacı çivi.
közleri seyreden,
ateşten çıkan tuhaf sesleri dinleyen çocuğun—
yani benim—
hayallerini, isteklerini, arzularını astığı çivi.
Ve bir neslin unutulan her hatırasını taşıyan,
paslanıp çürümemişse eğer,
çivi.
Eskiyip sökülen tahtalarla sobaya atıldığında
cehennem sıcağını yaşayan,
dış yüzeyinde yanık kül tabakası bırakan çivi.
Matkap denen çarenin olmadığı zaman
sobada ısıtılıp delik delen çivi.
Babamın arı çıtası delerken kullandığı,
adı sahte matkap ucu olan
ama işlevi bir hayli yeterli çivi.
Orta yaşlı iskemlelerde yan yana duran,
ama oturanın her hareketinde
kalça etlerini sırayla mıncıklayan çivi.
Ha, bunlardan biri
duvardaki çiviydi.
Pazardan çivi alınamadığında
duvarda yük taşımayıp boşta kalınca
iskemleyi bir arada tutma görevi verilen çivi.
On üç, on dört yaşlarımda
tahta parçalarından oyuncak araba yaparken
kullandığım onluk çivi.
Arabanın önünü falez gibi bırakan,
elimdeki tek eğimli, üçgenimsi ahşap parçasını
parçalayan çivi.
İki kişiyken ip atlamaya çocuklara katılan
bir ipin ucunu tutan çivi.
Tahtalardan keserle çıkarılırken
değişik seslerde feryat eden çivi.
Yine de sayfalarca yazmaya yetecek kadar
eşyamı, hayallerimi
bir arada tutan çivi…
ya da çiviler.
Nam-ı diğer:
muk,
mıh.
18.01.2026-Murat ŞERAS-Trabzon-Akçaabat-Çarşıbaşı Çocukluk Anıları
“Bazı eşyalar paslanmaz; çünkü hatıra taşır.”




Yorumlar
Yorum Gönder