Yapay Zekâ, Su ve Ben: Doğayı Savunurken Doğayı Susuz Mu Bırakıyorum?


 

Yapay Zekâ, Su ve Ben: Doğayı Savunurken Doğayı Susuz Mu Bırakıyorum?

Bir blog yazısı yazıyorum. Sürdürülebilirliği anlatıyorum. Bazen bir cümle daha keskin olsun diye tekrar soruyorum, yeniden yazdırıyorum, görsel ürettiriyorum. Ve sonra o sessiz soru geliyor:

“Ben bunu yaparken, uzakta bir yerde bir soğutma kulesi daha mı buhar veriyor?”

Ayna modu açık olsun: Bu yazı, “teknoloji şirketleri ne yapıyor?” kadar “ben ne yapıyorum?” yazısı.

Bir şişe su kadar “küçük” görünen şey nasıl devleşiyor?

Bazı çalışmalarda/yorumlarda, üretken yapay zekâ ile yapılan 20–50 sorguluk bir etkileşimin su ayak izinin kabaca 500 ml’lik bir şişe su mertebesine ulaşabildiği söyleniyor. Bu, koşullara (veri merkezinin yeri, soğutma türü, elektrik karması) göre değişen bir tahmin; hatta bu rakamın abartılı bulunup daha düşük hesaplar önerildiği tartışmalar da var. euronews+2seangoedecke.com+2

Ama asıl mesele şu: “Benim tek konuşmam” değil; “milyarlarca konuşmanın toplamı.”
Ve veri merkezleri, özellikle AI yükleri sürekli çalıştıkça, serin kalmak için daha çok suya yaslanabiliyor.

Suyun görünmeyen faturası: “soğutma” ve “elektrik”

Berkeley Lab’ın (LBNL) ABD için yaptığı kapsamlı çalışmada, 2023’te veri merkezlerinin sahada (soğutma vb.) doğrudan su tüketimi ~66 milyar litre olarak modelleniyor. Aynı çalışmada, veri merkezlerinin kullandığı elektriğin üretimi üzerinden gelen dolaylı su ayak izi ~800 milyar litre düzeyinde hesaplanıyor. Yani suyun büyük kısmı, çoğu zaman “prizde saklı.” eta-publications.lbl.gov

Küresel tarafta da benzer bir uyarı var: Bir Birleşik Krallık raporu, IEA tahminlerine dayanarak veri merkezi sektörünün yıllık >560 milyar litre su tükettiğini; eğilim sürerse 2030’a doğru ~1.200 milyar litreye çıkabileceğini aktarıyor. assets.publishing.service.gov.uk

“Bir tesis” meselesi değil: Bir kasaba kadar su

Bu konu soyut kalınca, örnekler vuruyor. NASUCA’nın bir raporu, Google’ın Council Bluffs (Iowa) veri merkezinin 2024’te ~1,3 milyar galon içilebilir su tükettiğini not ediyor. NASUCA
Bu ölçekte su, artık “operasyon detayı” değil; yerel su güvenliği meselesi.

Ve büyük veri merkezlerinin günde milyonlarca galon su tüketebildiğine dair kamusal kaynaklar da var. eesi.org

Ayna soruları: Benim “sürdürülebilirlik” içeriklerim, sürdürülebilir mi?

Şimdi kendime (ve bize) sorular:

  • Bir paragrafı güzelleştirmek için kaç kez yeniden üretiyorum? Gerçekten gerekli mi, yoksa “mükemmeliyet kaydırması” mı?

  • Aynı fikri üç kere soruyorsam, aslında Refuse/Reduce yerine “yeniden tüketim” mi yapıyorum?

  • Ben “doğayı savunuyorum” derken, doğanın suyunu görünmezce harcayan bir konforu mu kullanıyorum?

  • Sürdürülebilirlik anlatmak için kullandığım araç, sürdürülemezse… mesajımın etiği nerede kalır?

Bu soruların amacı kendimizi dövmek değil. Ama kendimizi aklamak da değil.

Çelişkiyi dönüştürmek: 15R ile “dijital su diyeti”

Bu ikilemden çıkış, bence “AI’ı bırak” değil; AI kullanımını 15R disiplinine almak.

  • Refuse (Reddet): Sırf meraktan, sırf oyalanmak için yapılan sorguları yakala. “Bunu sormasam da olurdu” listesini tut.

  • Reduce (Azalt): Aynı iş için 10 deneme yerine 2 deneme: önce taslak plan, sonra tek üretim.

  • Reuse (Yeniden Kullan): Kendi “prompt kütüphaneni” oluştur. Aynı formatı baştan üretme.

  • Repair/Refurbish (Onar/Yenile): “Baştan yaz” yerine “şu iki paragrafı düzelt” de. Tam yeniden üretim yerine tamir.

  • Rethink (Yeniden Düşün): Görsel üretmek şart mı, yoksa iyi bir metafor ve tek çizim fikri yeter mi?

  • Responsibility/Respect: Yazının sonuna küçük bir not: “Bu içerik için X kez üretim yaptım; bir sonraki yazıda yarıya indireceğim.” (Kendi şeffaflık standardın.)

  • Redistribute: Ürettiğin çıktıları açık eğitim materyaline çevir; tekrar tekrar üretmek yerine paylaşarak çoğalt.

  • Resilience: En sıcak günlerde/yoğun saatlerde yük bindirmemek gibi küçük alışkanlıklar bile (özellikle kurum ölçeğinde) anlamlı olabilir.

“Su-pozitif” vaatler yetiyor mu?

Bazı şirketler “water-positive” hedefleri açıklıyor. Google, 2030’a kadar ortalamada tükettiği suyun %120’sini geri kazandırma hedefini duyurdu. blog.google+1
Bu iyi bir yön; ama ayna sorusu burada da geçerli: Geri kazandırma nerede, su nerede? Aynı havzada mı? Aynı mevsimde mi? Aynı topluluk öncelikleriyle mi? Bu ayrıntılar olmadan “pozitif” kelimesi bazen vicdan rahatlatan bir etikete dönüşebiliyor.

Son cümle: Benim yolum ne?

Ben bu aracı kullanarak doğayı anlatıyorsam, aracın bedelini de anlatmak zorundayım.
Çünkü sürdürülebilirlik, sadece “doğruyu söylemek” değil; doğruyu söylerken doğru şekilde yaşamak.

O yüzden bu yazıdan kendime bir söz çıkarıyorum:

Daha az üretimle daha çok etki.
Daha az “yeniden yaz”, daha çok “onar”.
Daha az “parlat”, daha çok “paylaş”.

Ve seninle birlikte şu soruyu masaya koyuyorum:

Dijital geleceği büyütürken, gezegenin susuzluğunu büyütmeden büyüyebilir miyiz?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bilim, Dogma Olabilir mi?

Probiyotik Tüketiyoruz, Ama Pestisitler Ne Diyor?

İnsanlığın Evrimi ve Yeni Eşik: Yapay Zeka Çağında Sürdürülebilirlik Arayışı